08 Şubat 2010 Pazartesi

Super Bowl Top5...



Amerikan futbolu denilen naneyi pek sevdiğim söylenemez. Oyun çok fazla duruyor, herifler 40 saat tekrar oyuna dönemiyorlar. Bu oyunu kavramış, yalamış yutmuş Kanadalı arkdaşım Phil "oyun duruyor çünkü reklam almaları lazım, ne kadar durursa o kadar para" diye açıklamıştı vakti zamanında. Şimdi anlıyorum ben de, maç başına 205973957 tane reklam alabilmek için o oyunun habire durması gerek. NFL yerine CFL seyretmeyi tercih ederim, oyuncuların yetenekleri bir kıl daha düşük olsa da oyun daha hızlı (Yetenekli oyuncular gidip NFL'de 3-4 kat daha fazla para kazanıyorlar).
Neyse Super Bowl denilen enteresan organizmaya dönelim; Amerika'da bütün senenin en pahalı reklam alanı senenin en büyük kampanyalarına ev sahipliği yapıyor. Dünyanın her yerinden milyonlarca insan seyrediyor, farklı kanallar farklı reklam kuşakları yayınlıyor. Her marka buradan yer alabilmek için çırpınıyor. Reklam ajansları en komik, en yaratıcı fikirlerini sergiliyor. Biz reklam severlere leziz dakikalar yaşatıyorlar. Kanada'da yaşarken maçı değil reklamları beklerdim mesela, maç sırasında zap yapar bitince reklam kuşağını seyretmek üzere geri gönerdim. Gerçi bu sadece bana özgü bir durum değil, bir çok insan var bunu yapan. Super Bowl reklamları diye bir fenomen var bu hayatta. Artık aradaki maçı da seyretmek ona katlanmak zorunda da değiliz, viva la internet!!
Bugün tek tek oturup reklamları izledim, ayrıca uzun zamandır beceremediğim bir işi halledip Flash videoları Macbook'a indirmeyi başardım. Hemen yol gösteriyorum "downthemall" çok başarılı bir add-on.

Hemen az laf çok iş diyerekten, Super Bowl Top5'imi beğeninize sunuyorum.
Esen Kalın...

# 5

video

# 4

video

# 3

video

# 3

video

# 1

video
(Sadece "who is Truffaut?" için bile bu filmi birinci seçebilirdim. O kadar şahane bir insight ki. Tam entelektüel birikimi ile kız tavlamaya çalışan erkek kafası. Çok hoşuma gitti, bir süre sırıttım bilgisayara karşı)


Merak edeniniz varsa; New Orleans Saints, Indianapolis Colts'u 31-17 yenerek şampiyon olma mutluluğunu tattı. Kendilerini yanaklarından öpüyor, başarılarının devamını diliyoruz.

05 Şubat 2010 Cuma

Bir de bu var!

Augmented (hyper)Reality: Domestic Robocop from Keiichi Matsuda on Vimeo.

Korsan kıçımı yesin....

Massive Attack-Splitting the Atom-directed by Edouard Salier from edouard salier on Vimeo.

Director : Edouard Salier
Commissioner : Svana Gisla
Production : Scream Park, Paris
Executive Producer : Anne Lifshitz
Post Production : Digital District
Post producer : David Danesi
CGI: Jean Lamoureux, Rémi Gamiette, Kevin Monthureux, Jimmy Cavé
Art & Compositing : Julien Michel, Xavier Reyé.
Flame: Christophe Richard

İnsan askerde neler kaçırır? Massive Attack yeni albüm (Heligoland), yeni EP (Splitting the Atom) çıkartmış üstüne bir de video çekmişler, hiç haber vermiyorsunuz. Ben size böyle mi yapıyorum? Buradan Daddy G, 3D, Mushroom ve Horance Andy'e hürmetlerimi iletiyorum, yine şahaneler (ajansta kendilerine serzenişte bulunanlar, Mezzanine'den sonra aynı çıtayı yakalayamadıklarını savunanlar olsa da, ben şapkamı çıkartıyorum kendilerine) Ama her şeyin ötesinde gidin bir blog'larına bakın, albüm kapağı ve içindeki işlere bir göz gezdirin. Sonra korsan CD, DVD ve download ederek neler kaçırdığımızı görün. Farkındayım önüne geçilemez bir durum bu, hepimiz yapıyoruz ama Adamlar, inanılmaz güzel, Yapıyor, gözardı etmemek gerek. Kredilerini vermek ayakta alkışlamak gerek.



Blog'larına bakmışken bir de websitelerine bakın, şahane. Massive Attack
Massive Attack'ın sahne tasarımlarını yapan arkadaşlar da kendilerine United Visual Artist diyorlarmış....
Yorum yazan adını sanını yazmadığından kaynakça veremeden teşekkür ediyorum sadece. Yorum geldiği sırada ben de nostaljik duygular içinde hayatımda gittiğim en iyi konserlerden biri olan Massive Attack 2003 turnesinin İstanbul ayağının videolarını arıyordum. UVA websitesinde fotoğraflarını görünce heyecanlandım...

04 Şubat 2010 Perşembe

THY failblog'da işin ne?

Ajansta yeni bir iş durumu söz konusu oldu. Artık stratejist değil başka bir naneyim. Digital ortamlara saldılar beni. "Dilediğince koş, otlan" dediler. Lakin digital ortamlarda koşabilmem için önce emeklemeyi öğrenmem gerek. Nitekim konu hakkındaki bilgimin kullanıcı kıvamından ivedi bir hızla yaratıcı, kulak memesi, kıvamına gelmesi gerek. Über bir bilgi sağanağı beni bekliyor. Eh komşuda pişer size de düşer. Öğrendiklerimi "bakın bakın bugün ne öğrendim ey ahali" diye size de anlatırım.

Neyse ajansta yaşananlardan kendi adıma çok memnun, çok mutlu bir o kadar da umutluyum. Askerlik süresince aksattığım internette surf etme alışkanlığımı, yeteneğimi yavaş yavaş geri kazanıyorum. 2-3 gün önce "Stumblırken" rast geldiğim bir site vardı "bir ara kullanırım" diyerekten bookmark ettim. Hemen ertesi gün arkadaşım Ahmet, Stumble'dan mesaj atmış. (Kendisine ve blog'u takip edip ilginç bir şeyler bulduklarında bana yollayan bütün eş, dost akrabaya bu vesile ile teşekkürü bir borç bilirim) Üstüne bugün THY failblog'a sakız olunca, bunu bir çeşit ilahi işaret, vahi olarak kabul edip, post etmeye karar verdim.
Konu hakkında atıp tutmaya gerek yok aslında. Görsel kendi işini kendi görüp yapanlara lafını sokuyor, "aptalsınız" diyor. Düşene bir de ben vurmayayım, nitekim meslektaşız. Gerçi meslektaşız derken bu işten sorumlu arkadaşın halen bir işi olup olmadığını merak etmiyor da değilim hani.

Görelim....



Fakat dikkat çekemeden geçemeyeceğim bir durum var. Biz popomuzu yırtıyoruz, viral olsun, insanlar birbirine göndersin diye, işler çığ gibi büyüsün yayılsın diye. Sadece biz de değil, youtube ve benzeri siteler ölü doğan, viral olduğu hiç bir zaman su yüzüne çıkmayan videolarla dolu. Viral deyip de geçmeyelim o işler de su yakmıyor. Para harcanıyor onlar için de. Eminim THY de paralar yatırmıştır, çok bir faydasını görmedikleri, viral işlere ve yırtınmıştır yayılması, duyulması, konuşulması için ama gel gör ki nasıl o ölü viraller para dökülse de yerden kalmıyorsa, THY tonla para verse de bu işin yayılmasını önleyemeyecek. Hayat ne garip böyle gemiler falan.

Failblog link'ini bugün ajanstan Alp gönderdi, 3-5 dk sonra Şikago'da yaşayan bir arkadaşım Twitter'da yazdı. Alakasız 3-4 insan daha tweet'ledi dalga geçerek.Eli kulağındadır Facebook'a da düşer .

Smiepanic'ten bulunmuş benzer işlerin en çok güldüklerimi de görelim....




02 Şubat 2010 Salı

Kripoe beni affet!



Son yazdığım İstanbul'un neyi eksik? isimli post'ta yazdıklarımı okuyan bir iki arkadaşım, mesela ajansımızın kreatiflerinden Esma, "ya cahil misin kör müsün? Asmalı Mescit'te yok mu graffitiler, duvar yazıları? Hani sarı yumruklar falan var." dediler. Doğru ben oraları atlamışım sanırım. Galiba 15 milyonluk, kozmopolit olduğu söylenen megaköyümüzün sadece 500metre karelik bir yerinde böyle şeyler görmek beni kesmiyor. O yüzden söyleniyorum buralarda. Neyse sarı yumrukları unutmuşum gerçekten, aslında gayet beğeniyorum o işleri. Şimdi burada lafı geçecek diye ufak çapta bir araştırma yaptım. Üzülerek söylüyorumki bizden birileri yapmamış onları. Elin Almanı gelmiş çiziktirmiş. İsmi Kripoe'imiş Berlin'den gelir, şu sıralar İstanbul'da yaşarmış bu arkadaş. Ben bilmiyordum ama aslında bu camiada tanınan bir şahısmış. Bilmemek değil öğrenmemek... değil mi? İyi yapmış, sakın milliyetçi duygularla "gavur gelmiş yapmış" diyorum sanmayın. Ama keşke İstanbul'lu biri yapsaymış. Yani yine Adamlar Yapıyor biz seyrediyoruz durumu var.


Bu arada Esma'nın dediği gibi bu konuda sanırım biraz kör ve cahilmişim. Sokak Stilil diye bir blog keşfettim, benim yok dediğim şeyler aslında varmış. İstediğim yoğunlukta olmasa da hiç yoktan iyidir diyor devamını canı gönülden destekliyorum.

Sokakstili'ne de mutlaka gidip bir göz gezdirin sadece graffiti hakkında değil Berlin, Londra, New York, İstanbul gibi şehirlerin sokaklarından fırlama bir çok konu hakkında şahane postlar, resimler, röportajlar var.




Bu arada statcounter sağolsun, verdiğim linklere ne kadar tıklanıyor görebiliyorum. Yazdıklarımdan daha çok keyif alabilmeniz için "mutlaka bakın, şahane işler" gibi söylemlerimi dikkate alıp link'lerime bir tıklayın derim.

31 Ocak 2010 Pazar

İstanbul'un nesi eksik?


Vilnius

Vilnius

Boston

Toronto

San Francisco

Yine Stumble Upon'dan bir hediye. Pazar pazar evde pineklerken (yarın ajansa dönüş var) önüme attı stumble upon bu sayfayı, "al bak adamlar neler yapıyor" der gibi. Her Türk'ün yapacağı gibi hemen İstanbul'dan bir örnek var mı diye arandım ve tahmin ettiğim gibi hiç bir şey bulamadım, nada, zip, zero, zilch, nichts, niente, nulla, ni gota, niets, niks, rien, cero. Niye diye sorarsak kendimize, çünkü bizim duvarlarımızda "o şimdi asker", "Çarşı", "Ayşem" ve "Çukurcumalı" yazar en fazla. Merak ettiğim konulardan biridir bu, bizde niye duvar yazıları ve grafiti ilkokul 5 seviyesini geçmeyen yaratıcılıktadır? İzmit'ten bir stencil var sadece....



Hemen bakıyoruz dünyanın orasından burasından insanlar şehirlerde ne izler bırakmış: "written on the city"

PS: Belki bana rast gelmemiştir ve aslında İstanbul'da şahane duvar yazıları vardır. Yazanların, yazmış olanların, hakkını yememek gerekir. Askerde öğrendiğim en önemli hayat mottosu; "hak geçmesin"....

Sonradan gelen edit: Bakındım internette, bizden de çıkıyor aslında akıllı yatarıcı işler ama Türkçe olmalarından kelli pek ilgi görmemişler bu sitede. Gördüklerinizi, yazdıklarınızı, bilgisayarınızda olan şeyleri bu websitesine yükleyin derim. Bizim de sesimiz duyulsun, şanımız yürüsün...

Bu çok iyi mesela...



Dubrovnik

Glasgow

Porto

Vilnius

Hong Kong

29 Ocak 2010 Cuma

Sansürle beni Behçet!

Son zamanlarda seyrettiğim en iyi reklam filmlerinden biri, Digiturk'un "Tivi bitti şimdi Digi" filmi, makaslanmakla kalmamış çöpe atılmış. AA muhabirinin edindiği bilgiye göre RTÜK'e Ocak ayında gelen şikayetlerin %25'i bu filmle ilgiliymiş. Yasaklama kararının dayanağı da filmin 'intihar yöntemlerini öğretmesi ve intihara özendirmesiymiş. Vay anasını sayın seyirciler. Sanırım bu %25'lik kesimin TRT'de bile çakması yayınlanmakta olan "Kurtlar Vadisi Pusu" ve türevi yayınlardan pek bir haberi yok. RTÜK'e gelince; sanırım onların da gücü ancak reklam filmi yasaklaya yetiyor. Parasal karşılığı über olan Kurtlar Vadisi'ne dokunmaları zor tabi. Bir de yasaklamanın zamanlaması inanılmaz. Telekom'un digital platfromda bir uydu alıcısı piyasaya sürmesi eli kullağındayken tek rakibinin reklamının yasaklanıyor olması şahane bir tesadüf. Gerçi bu komplo teorisinden ileri gitmeyen bir tez olabilir ama neden olmasın burası Türkiye...

Televizyonda sansürlenen reklamı burada yayınlamaktan gurur duyuyorum. Adamlar Yapıyor biz de post ediyoruz. Güzel işlere şapka çıkartıyoruz.



Bir de sansür demişken; bobiler şahane bir işe imza atmış. Sanal ortamda, GoogleMaps'de sansüre karşı bir gösteri düzenlemişler. Taksim'de toplanıyoruz. Siz de gidin harita üzerinde yerinizi alın derim. Türkiye'de
"Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık Eylemi" ardından yapılmış en başarılı eylem bu olabilir. Ben de !f İstanbul blog'unda rastladım bu işe. İkisine de bir göz atın derim.
(Aşağıdaki "taksim" görselini tıklayın.)



Son olarak da Hakan Bıçakcı'nın tweeter'a post ettiği, kitap kapakları arşivi websitesini, ondan apartarak size de göstermek isterim, şahaneler. Ortaya bir seçmece yaptım, gidin geri kalanına da buradan (bookcoverarchive) bakın.